11 Haziran 2013 Salı

Dün gece yangın vardı derinlerde bir yerde..


     
       Ey aşk! Aşklar içinde sarhoş olmak varken bunca ayrılık niye? Bunca dünyalık neden karışır ruhumuza? Neden başkalarının zanlarıyla yürürüz biz yolumuzda? Neden bırakırsın elimi ey aşk? Ne geldiyse aşkın elinden ne gittiyse aşkın elinden. Aşktan gariplikten..







21 Mart 2013 Perşembe

İsoff-Hayata Bağış / İsoff Trial

       Bu yazıyı iki hafta önce yazmayı planlıyordum ama adliyeler arası mekik dokumaktan fırsat bulamadım. Hal böyle olunca anlatacak iki yarış oldu. İlki iki hafta önce Edirne'de İSOFF (İstanbul Offroad Kulübü) tarafından düzenlenen "Hayata Bağış" offroad yarışı. Uzun süredir tırmanış duvarı dışında tırmanışa gidemediğim gibi yarış sezonu da kapalıydı. Havaların ısınmasıyla İSOFF sayesinde hem yarış sezonunu açmış oldum hem de ilk kez Edirne'ye gitme fırsatını yakaladım. Edirne güzel, minik bir şehir ama çok düz, dümdüz bir ova.. Yükselti, tepe, dağ, kaya görmeden yaşayamayan birisi için içinde boğulduğu bir uçsuz bucaksızlık, sonsuzluk hissi.. Edirne ile ilgili izlenimlerimi burada keseceğim ve yarışın ismine dikkatinizi çekeceğim. "Hayata Bağış" yarışı İSOFF tarafından Hayata Bağış Derneği ile birlikte gerçekleştirilmiş bir etkinlik aslında. Organ bağışının önemine dikkat çekmek için düzenlenen bu etkinliğe 4'ü Yunan'lı komşularımızdan oluşan 22 araç katıldı. Güzel bir havada (öyle ki tüm gün tişörtlerleydik) olmayı, gözetmenlik yapmayı özlemişim. İki etaptan oluşan yarışın en düz alanında görev almış olacak kadar talihsiz olsamda organ bağışına dikkat çeken bir etkinlikte olmak beni çok mutlu etti. Bir kez daha aferin kız iyi bir şey yapıyorsun dedim kendime. :) Yarış sonrası Selimiye Camii ve Edirne merkezi gezdik, böylece sadece sosyal sorumuluk, yarış değil turistik geziyi de birleştirdim daha ne olsun! İşte iki hafta öncesinden bir kaç kare..





































     Organ bağışından da biraz söz etmek gerekirse herkesin kafasında soru işaretleri  ya da hükümleri olan bir konu biliyorum. Organ mafyaları peşine düşüyormuş doktorlar iyi tedavi etmiyormuş vs vs.. Bu konuyla ilgili olarak yapılmış olan yasal düzenlemelere bakarsak durum şu şekilde:

Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanun (Resmi Gazete, 3 Haziran 1979, Sayı 16655):

Madde 11: Bu kanunun uygulanması ile ilgili olarak tıbbi ölüm hali, bilimin ülkede ulaştığı düzeydeki kuralları ve yöntemleri uygulanmak suretiyle, biri Kardiolog, biri Nörolog, biri Nöroşirürjiyen ve biri de Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanından oluşan 4 kişilik hekimler kurulunca oy birliği ile saptanır.

Madde 12- Alıcının müdavi hekimi ile organ ve doku alınması, saklanması, aşılanması ve naklini gerçekleştirecek olan hekimlerin; ölüm halini saptayacak olan hekimler kurulunda yer almaları yasaktır.

Madde 13- Madde-11' e göre ölüm halini saptayan hekimler; ölüm tarihini, saatini ve ölüm halinin nasıl saptandığını gösteren ve imzalarını taşıyan bir tutanak düzenleyip, organ ve dokunun alındığı sağlık kurumuna vermek zorundadırlar. Bu tutanak ve ekleri ilgili sağlık kurumunda on yıl süre ile saklanır.


      Ülkemizde olan can sıkıcı olayları düşündüğümüzde bu düzenlemelerin bir anlamı olmadığını düşünmek mümkün burada gerçekten yarar-zarar durumunu iyi değerlendirmek gerekiyor. Organ naklini mümkün kılacak şekilde öleceğimiz bile belli değilken ya doktor benimle iyi ilgilenmeyip ölüme terk ederse diye düşünmek bana fazla garanticilik gibi geliyor açıkçası. Tabiki böyle önemli bir konuda herkesin kendi kararı ve her fikre saygı duymak gerek. Yok ben bağışlayacağım ama nasıl yapacağım bilmiyorum diyorsanız aşağıdaki kurumlara başvurmanız ve iki tanık huzurunda organ ve doku bağış belgesini doldurmanız yeterli. :)
* Sağlık Müdürlükleri,
* Hastaneler,
* Emniyet Müdürlükleri (Ehliyet Alımı Sırasında),
* Organ Nakli Yapan Merkezler,
* Organ nakli ile ilgilenen Vakıf, Dernek vs. kuruluşlar.

                                                         
                                                            *********************

        Gelelim geçtiğimiz haftasonu yine İSOFF tarafından organize edilmiş olan Trial yarışına. Trial türü yarış ülkemizde ilk olarak geçen sene yapıldı. Diğer offroad yarışlarından farklı olmak üzere daha çok offroad gezileri yapan sürücülere hitap eden bir yarış türü. İki aracın aynı anda start aldığı ve önceden engelleri (kapıları) belirlenmiş olan etabı belirli sürede ve engelleri atlamadan sırasıyla geçerek bitirmeleri gereken bu yarışta bence gerçek offroadu görüyoruz. :) İki aracın engellerle mücadelesini, birbirlerine yardım etmelerini, vinçlemelerini görebildiğiniz yavaş bir yarış türü olduğundan etabın oldukça yakınında bulunabiliyorsunuz dolayısıyla seyirci olarak gitmesi de ayrı bir keyifli benden söylemesi. :D Kemerburgaz-Çiftalan mevkii geçen haftasonu inanılmaz soğuk hatta kar (aslında buz) yağışlı olsa da biz yarıştan çok keyif aldık. Hatta itiraf ediyorum gözetmenliğin keyfi ayrı tabiki ama seyirci olarak sorumluluğun olmadan gitmekte bambaşkaymış.. :)




























       Hafta içleri çok yoğun ve sıkıcı olsa da son iki haftasonum işte böyleydi. Daha nice yarış ve tırmanışlara, artık bahar gelsiiiinnnn! :)))


NOT 1: Hava çok soğuk olduğundan Trial yarışında pek fotoğraf çekemedim.

NOT 2: Trial yarışı kısmındaki fotoğraflar Not 1'deki sebeplerle sevgili arkadaşım Emrah Terzi'den alınmıştır. Güzel kareleri için kendisine teşekkürler. :)

NOT 3: Hayata Bağış yarışında kullandığım fotoğrafların birkaçı da  Hasan Aksoy'a aittir; bir teşekkürde ona. :)

25 Şubat 2013 Pazartesi

Anadolu Notları # 3 (Mavi Gözlü Teyze)

       Uzun süredir yazmadım.. Yazdıklarım ya taslakta kaldı ya fotoğraflarını ekleyemedim; öylece bekliyorlar. Şimdi sıraladığım cümleler ise geçen hafta yerini almalıydı buralarda. Ancak fırsat bulabildim bahanesine sığınayım ne yapalım. 

       Ben durumundan hep şikayetçi, bölümünü seven ancak mesleğine bir türlü alışamamış Stajyer Avukat olarak;  "hayallerimdeki" mesleği getireceğine inandığımdan İngilizce uğruna yıllardır çırpınır dururum. Belki biraz abarttım son iki yıldır daha çok dağda tepedeyim kabul ediyorum ama İngilizce bir şekilde hep hayatımda oldu, kitap okudum unutmamak için. (Hoş yine unuttum çaktırmayın.) Madem yıllardır uğraşıyorsun görelim bakalım kaç arpa boyu yol ilerlemişsin Ey Stajyer diye seslendim kendime ve YDS'ye girmeye karar verdim. (KPDS ve ÜDS'yi mi ne birleştirdiler; bir tutam ondan bir tutam bundan koydular oldu YDS.) Kayıt yaptıracağım gün işe erken gitmek zorunluluğu olmamasının sevinciyle taaaam yarım saat daha geç uyandım! Ne müthiş değil mi 30 dakika fazladan uyumak! Amacım Üsküdar'daki Ösym merkezine uğrayıp kayıt yaptırmak ve sallana sallana ofise gitmekti ama heyhat! Evden Ösym merkezine giderken (baya yakınım 5 dk'lık mesafe) daracık bir sokaktan geçmem gerekiyordu. Karşımdan da elinde içi tıka basa doldurulmuş çantası, çağla yeşili enterasi ile bir teyze geliyordu söylene söylene. Tam yanından geçecekken teyze yüksek sesiyle etrafımızdaki kedileri kaçırarak "Kızım bana PTT'yi gösteriver hele!" dedi. Aslında yardım mı istiyor beni mi azarlıyor anlayamadım önceleri. Capcanlı bakan mavi gözleri olduğunu fark ettiğim yaşlı teyzem biraz siniri geçince daha iyi anlattı derdini. Telekom'dan sürekli arayarak artık cep telefonlarıyla konuşmakta avantajlı gibisinden neşeli çağrı merkezi çalışanı sesi eşliğinde evden cebi cepten evi aramanın uygun yollarını anlatıyorlarmış. Teyzem ise kulakları az işittiğinden doktorunun da tavsiyesiye (özellikle belirtiyorum çünkü doktorunu pek övdü) ev telefonuna özel zil taktırmış. "Ben cep telefonunu nasıl duyayım a kızım bir de beni cep telefonu al diye arayıp duruyorlar, bu benim 50 senelik kanalım." diye söylendi de söylendi Teyzeciğin koluna girdim demeyeceğim daha çok onun beni çekmesi suretiyle gerçekleşti olay :D (tabiki kendisini telekoma götürecektim ama bir an ne olduğumu şaşırmadım değil) telekoma doğru yönlendik. Kapıdan teyzeyi bırakmaya gönlüm razı olmadı, işe geç kaldığım için ne desem diye düşünerek içeri girdim. Danışmadaki görevliye Mavi Gözlü Teyze'yi tanıttım, derdini anlattım gidecektim ki teyze kolumdan tuttu. Görevlinin ona verdiği numara kağıdını elime tutuşturarak "Hadi kızım şunu hallediver." demez mi, yani aslında bağırmaz mı?! (Teyzenin kulakları zor işittiğinden olsa gerek kendi sesini duymakta da güçlük çekiyor ve oldukça yüksek sesle konuşuyordu.) Bu sefer ben önce davrandım ve teyzenin koluna girdim birlikte başka bir görevlinin yanına ittik. (Kendisi oldukça yardımsever ve güler yüzlüydü burdan bir kez daha teşekkür ediyorum.) Görevliye şikayetimizi biraz teyzem bağırarak biraz da ben ondan anladığım kadarıyla anlattık. Bir on dakika şikayet kaydı oluşturarak diğer on dakikayı da teyzemizi bir daha onu aramayacaklarına ikna etmeye çalışarak geçirdikten sonra güler yüzlü telekomcu bayana teşekkür edip kolkola girdik. Kapıdan çıktığımızda Mavi Gözlü Sevimli Teyze yüksek sesiyle bir sürü dua etti bana.. Yüksek sesle etti; böylece kuşlar böcekler dağlar taşlarda duydu belki.. Ben elini öptüm dualarına amin dedim. O bana sarıldı ve ayrıldık..

     Sınav kaydından sonra aylardır görüşemediğim (aslında aramızda birazda kırgınlık olan) bir arkadaşımla karşılaştım. Hiçbir şey olmamış gibi, eski günlerdeki gibi konuştuk. İçimi garip bir huzur kapladı galiba "hayalindeki meslek" bu teyzenin duasıyla verilecek sana ve YDS sonucun iyi olacak Ey Stajyer dedim. Kimbilir belkide..


(Taslakta bekleyen yazıları en kısa sürede hayata geçirmek istiyorum, umarım fırsat bulurum. )



23 Ocak 2013 Çarşamba

kavuşmak..

"Bugün 22 Ocak 2013. Ve bugün birbirlerini uzun süredir göremeyen iki dost ile birbirlerini "hiç" görmemiş olan iki dost aynı meclsite buluştu. Bugün insanları birleştiren OKUmak, paylaşmak, hissetmek oldu.. Bugün uzun süredir kaleme gitmeyen elim kalemime uzandı ve Şeyda'cığımın armağanı olan sayfaları doldurmaya başladı. Bugün ruhumu yeniden hissettim ve ben adliyeler arası koştururken akıp giden hayatı içime çektim.. Bugün gönüller birleşti vuslata erildi.."


        Dün gece Bu ay "NE" okuduk? adlı grubumuzun ilk buluşmasını gerçekleştirdik. Bu satırlar o buluşmanın ardından heyecanı, büyüsü kaybolmasın diye metrobüste yeni ajandama yazıldı. Bir kez daha gördüm ki güzel insanlarla arkadaşlık kurmak hayatı içinize çekmenin ta kendisi. Bundan yaklaşık 8-9 ay önce bir ofis muhhabbetiyle kurduğumuz okuma grubumuz, birazda sosyal medyanın yardımıyla büyüdü, serpildi. :)  Grubun kurulmasından az bir süre sonra Şeyda'cığım aracılığıyla çok sevgili Yasemin ile tanıştım. Kaos dolu bir günümde düzen olarak girdi hayatıma ve umudum oldu. Hiç yüzünü görmediğim, hiç sesini duymadığım, görmesem duymasam da gönlünü bildiğim, ruhunu hissedebildiğim bir can oldu; dün bizim kavuşma günümüz oldu.. Yasemin'e baktıkça çocukları da keşke benim gönlümle bakabilse dedim. Baksalarda böyle bir anneye sahip oldukları için ne kadar şanslı olduklarını fark etseler. Yasemin hikayeleriyle kelimeleriyle öyle güzel geçirmişti ki duygularını bu güne kadar bizlere, dün gece deniz oldu içine aldı adeta.. 
           İyi ki Şeyda okumaktan bahsetmiş, iyi ki organize etmiş, iyi ki bizleri bir araya getirmiş. Saatler geçtikçe okuduğumuz karakterler canlandı, yanımızda oturdu, sohbete eşlik etti. Biz konuştuk onlar dinledi, onlar konuştu biz dinledik. Bir sonraki buluşmamız için sözleştik, yeni okumalar, yeni karakterler getirmeye söz verdik..

Şeyda'cığımın eşi Kars'ta askerde dualarınızı istiyoruz. :) 
Birde bu yazı biraz olay heyecanını içerdiği için duygu yoğunluğu yüksek ama grubu ve okumayı anlatan daha tanıtıcı bir kaç satır yazacağım tekrar. 

Birdeee bu haftasonu snowboarda gidiyoruuuzzzzzz!!!! :D:D:D