27 Ekim 2012 Cumartesi

güzelleme

Bayram telaşıyla değil belki ama hüznüyle geldi bu sene. Geleneksel kimliğimle modern kimliğimin savaşını verdim önce. Bir yanım, dünya kokmayan yanım; küçük zamanlarındaki bayramları hatırladı. O hep gitmekten şikayet ettiği dedesinin evini, bayram namazı telaşıyla uyanan tüm ev halkını, büyük kahvaltı sofrasını, dumanı tüten kavurmayı.. Diğer yanı gidemediği Geyikbayırı'nı hayal etti.. Kah dedi iyi ki gitmemeyi seçtim el öpmekten ibarette görülse bayram kaç kez daha göreceğim-ellerini öpeceğim belli değil onların, kah kızdı el öpmesine laf eden "modern" insanlara kah üç gün burada beş gün orada mı geçirseydim dedi durdu. Bu gelgitin üzerine gelen anlaşılamama halleri, hayal kırıklıkları, kızgınlıklar, bocalamalar, ardından gelen rahatlamalar sonra tekrar karmaşa. Kısacası bayram da kendi kaosuyla geldi. Sonlarına doğru ise kendi kaosundaki düzeni getirdi. Bu bayramın belki de en güzel yani hala gerçekleştirememiş olsak da annemin huzurevine ziyarete gitme fikriydi. Ben böyle bir anne olabilecek miyim hiç bilmiyorum.. 
Kaosla ve gel-gitle geçen günlerin ardından bugün güzelleme (kendi deyimimle) yapmaya gittim. Deli Anne sayesinde hatırladığım teknikle düzenimi bulmak için doğadaki güzelliklere bakmaya, onları görmeye gittim. Güzelleme işte tam olarak bu. Etrafımızdaki fark etmediğimiz güzellikleri görmeye odaklanıp içimizdeki kaostan uzaklaşmak. Çünkü artık içimdekiler fazlasıyla zorlamaktaydı beni ben ne susabiliyordum ne de susmama halimden hoşnuttum. Yol beni Zeytinbağı-Tirilye'ye götürdü.. Osmanlı döneminde Rumların büyük çoğunlukla yaşadığı, zeytini, şarabı, balıkçılığıyla ünlü zengin bir kasabaya günümüzde de  turistik nitelikte ziyaretlerin yapıldığı, küçük ama şirin ve güzelleme yapabilmek için oldukça uygun bir köye. 

Önce yol üzerinde bir çay bahçesine uğradık ve acemi şansının doruklarında olan sevgili kardeşim tavlada beni 5-2 yendi. Bence bunun sorumlusu tam olarak şu görünümdeki denizdi!




Ardından köy kadınları dayanışma topluluğuna ait bir işletmede yemek yedik (orada neden fotoğraf çekmedim hiç bilmiyorum sanırım açlıktan gözüm bir şey görmedi :D ) ve köyü keşfe koyulduk. 



Köyün sokaklarını dolaşmadan önce  sahile uğradık. Durgun bir mavilik, balık tutan bir kaç insan ve teknesini tamir eden amca. Buraya kadar her şey dingin.. Tek hareketlilik sahilde koşan-coşan babam! :D (Bakışlarımızdan olsa gerek oldukça kısa sürdü.)







Sokaklarda dolaşırken karşımıza bir kilise çıktı ancak oldukça bakımsız bir haldeydi. Ne içine girme şansı bulabildim ne de etrafında bilgilendirici herhangi bir yazı vardı. 









Kilisenin hemen karşısında bulunan ev ve ah o verandası..




Ülkemizde çok aşina olduğumuz bir durum;  kilisenin biraz ilerisinde köy camii bulunuyordu. İsmi de tam olarak buydu:  :D





Ve köy meydanındaki ulu..





       Arabaya dönerken ilginç bir çeşmeyle karşılaştık.





89 numara (neden bilmiyorum)a son günlerde içimde bulunan garip hüznü ve uyuşukluğu anlatıyor sanki..




Son olarak çiçeklere gülümseyip güzellememi bitirdim. Güzel baktıkça güzel görülüyormuş evet ve güzel gördükçe her şey daha huzurlu.. 




                                                                         İyi bayramlar.. :)


23 Ekim 2012 Salı

İsoff Challenge - 2. Ayak


Evet! Sonunda uzunca bir aradan sonra toza toprağa kavuştum. :) Bu hafta sonu İstanbul Offroad Kulübü (İsoff) tarafından düzenlenen İsoff Challenge'ın 2. ayağında görevliydim. Hem kayıt çıktı hem de mucize oldu gidebildim. (Son zamanlarda bu ikiliyi bir arada görmek zor oluyor.)  Cuma görevli olduğumu öğrendiğimde birde üstüne tüm arkadaşlarımın da geleceğini öğrenince oley oley oley tey tey tey diye dolaştım ofiste. :D Bir sevdiceğim eksikti çorbadaki biber misali başka sefere kısmet dedik, nazar boncuğu olsun dedik. :/







Yarış; ilk ayak kadar olmasa da arkadaşlarla birlikte olduğundan oldukça keyifliydi. Beklenen yağış nedeniyle olduğunu düşünüyorum (bu alana gittikçe ilginin azalması fikri beni korkutuyor) seyirci ne yazık ki azdı. Zaten belirli bir kitlesi var; artmayan ama azalan. Keşke burnumuzun dibindeki böyle etkinliklere daha fazla vakit ayırabilsek, bizim tattığımız bu heyecanı başkaları da tatsa dedim. Yine futbol dışında bir şeylere sahip çıksak dedim. Evet, doğrudur yine futbola sardım. Halbuki hiç öyle hayal edildiği gibi korkunç değil. Gerçekten. Tozdur, topraktır, yağmurdur, çamurdur demeyin bir radyo kanalı tır getirmiş akşama kadar Demet Akalın sizin Serdar Ortaç bizim takıldık! :D:D 








Peki ne bu İsoff Challenge kısaca bahsedeyim. Challenge yarışları diğer offroad yarışlarından farklı olarak, pist yarışlarına benzer şekilde koşulan ve benzer kurallarla yapılan bir yarış türü. Önce sıralama turları yapılıyor. Sonra toprak ve engebeli arazide tıpkı pist yarışlarındaki gibi start veriliyor ve hızlı olan kazanıyor. :))) Biz gözetmenlerde tıpkı pist yarışlarındaki gibi bayrak hakemliği yapıyoruz. 












Bu hafta sonu görev yerim 10. kuleydi. Bulunduğum yer pisttin büyük bir çoğunluğunu görse, hatta pistin en dik yokuşunun bitişinde olsa dahi startı göremediğim için biraz buruk olduğumu söyleyebilirim. Geçen yarışta start anındaki görüntü öyle muhteşemdi ki ağlamadan duramadım. Evet ağladım ve hayır ben deli değilim! :D













 Yarış boyunca büyük problemler yaşanmadı ancak son 15 tur kala yaşanan talisizlik sonucu yarış durduruldu. Pistin iki noktasında (Kule 7 ve 17) ikişer araç problem yaşadı ve ne yazık ki pilotlardan birisi parmağından yaralandı. Bu tatsız olay dışında yarış oldukça keyifliydi ancak seyirci eksikliğinden mi sonbahardan mı benim ruh halimden mi bilmiyorum biraz coşkusuz sona erdi. Selamlama turundaki renkli bayrakları göremedim..















İşte böyle bir günün ardından o her zamanki tatlı yorgunlukla evin yolunu tuttum. Geride pek çok fotoğrafla; işte bu da manzaraya karşı son karem.. :))











15 Ekim 2012 Pazartesi

Seçmek&Seçilmek

Geçtiğimiz hafta sonu baro seçimleri vardı. Yeni yetme bir stajyer avukat olarak, benim tabirimle yarı avukat (hatta çeyrek) bu konuyla ilgili benim de söyleyeceklerim olsun istedim. Zira biz yarım avukatların söyleyecek sözleri olmadı, olsa da söylemeye fırsat bulamadı. Ben siyasetten oldum olası nefret etmişimdir. Varlığın özü muhabbet der, onu bilirim. Ne sağcıyım ne solcu futbolcuyum futbolcu diye dolanırım ortalıkta. Topluluk değil birey önemlidir benim için. Bunları söylüyorum diye ne demeye hukuk okudun derler onlar da bana. Bilmezler mi ki ben hukuk okudum siyaset değil; hatta ondan en uzak durması gereken kişiyimdir. 

Mezuniyet sonrası kısa tarihimi anlatmam gerekirse; ne öğrenciyimdir ne çalışan. Staj yapmak için SGK kaydı yoktur belgesi isterler ama öğrenci olmadığımdan akbili tam öderim. Ne sosyal güvencem vardır, ne öğrencilik hakları, ne maaş ne de.. öyle işte. Çalıştığımız yerlerden üç beş kuruş geçer elimize gerisi ana-baba sağolsundur. Günler geçtikçe artar fakültelerimizin sayısı  ümitle çalışıp ya da çalışmadan gelirler, niye okurlar bu sıralarda hiç bilmem anlamam. O filmlerde gördüğünüz sahneler teheeeeyyy hayal oğlum işin diplomalı amelelik derim bana kızarlar. Adım bu kez de şükürsüze çıkar. 


Velhasıl kelam baro seçimi yapılır. Evlere şenlik a dostlar! Senin adamın benim adamım, senin partin, benim cemaatim. Hukukçu değil siyasetçi olur birden tüm tam avukatlar. Hoş şuan resmin tamamı böyle değil mi? Hepimiz bir parti başkanı, yılların siyasetçisi, konuşur dururuz. İcraat? Yok abi ben siyasetçi miyim ne icraatı?! Konuşuyorum ya işte; ne güzel değil mi?

Ne seçilen kişi, ne yapılan seçim, ne açılan fakülteler, ne okuduğum bölüm umrumda. Özünde muhabbet olan gönlümde yer bulur yürür giderim yoluma, bildiğim yola..

Görsel hukukokulu.com'dan alınmıştır.