5 Ağustos 2012 Pazar

Yaptık oldu! :D:D

     Doğum sancısı yazımdan sonra olan oldu ve ben işi bıraktım! Yoruldum, evde oturmak, kitap okumak istiyorum derken gözümü karartım kısa süreliğine de olsa ara verdim. :))) Son iş günümü takip eden hafta sonunda bir ev hanımı edasıyla ev temizlikleri yapıldı, saçlar boyandı, yeni tarifler denendi. Asıl konumuzda bu oluyor zaten. Tüm hafta sonu beni yalnız bırakmayan Karadut ile (katkılarından dolayı teşekkürü borç bilirim; özellikle koza temizliğinde) o blog senin bu blog senin gezerken evde yapılmış pizza resimlerine doyumsuz bir iştahla baktığımızı fark ettik. Ramazanın da etkisiyle midenin gurultusundan etrafı duyamaz olduk. Fakat o ne?! Elimizde bir kaç ay önce patlayan fırın. Karadut neden tavada yapmıyoruz gibi süpersonik bir fikir ortaya attı. Önce sevgili kıdemli ev hanımı anneciğime sordum cevap netti: " Vazgeçin o sevdadan." :( Şansımızı google amcada denedik meğer pek çok örneği varmış! Yapsak mı yapmasak mı, içi pişer mi pişmez mi, kuru mu olur derken Karadut yaparsak çok fantastik olur be diyerek gaza getirdi sonuç nasıl mı oldu: Artık mide gurultusundan eser yok! :D:D Lütfen deneyiniz, afiyetle yiyiniz! :)))


İçi pişecek mi pişmeyecek mi? :/
Snıf snıf ; kokuyla kalite kontrol. :))

Bir varmış..
Bir yokmuş..



Peki nasıl yaptık?!   

 Bir yumurtayı çırptıktan sonra 3 yemek kaşığı yoğurdu ekleyip, karıştırdık. 3 Türk kahvesi fincanı un, yarım paket kabartma tozu, 2 yemek kaşığı zeytinyağı ve bir miktar tuz ekleyerek hamuru oluşturduk. (Biraz yapışkan bir kıvamı oluyor.) Teflon tavayı yağladıktan sonra hamuru ince bir tabaka halinde yaydık. Ayrı bir kapta 1 buçuk yemek kaşığı salça ve 2 diş sarımsak rendesini sulandırarak sos haline getirdik. Bu sosu hamurun üzerine sürerek Dexter'dan bir sahne elde ettik. :D Sucuk dilimleriyle üstünü kaplayıp, bir miktar soğan rendesi ve domatesi ekledik. Son olarak kaşar rendesiyle üzerini kaplayıp istediğimiz baharatları ekledik. Az ama öz malzemeli bir pizza bu; isteyen biber, zeytin fanfinifinfon ekleyebilir. 2 dk kapaksız ve yüksek ateşte pişirdikten sonra kapağı kapatıp 15 dk çok kısık ateşte pişirdik. (Kapağı hiiiççç açmıyoruz; sadece kokluyoruz!) Sonra da afiyetle yediiiik. :)))


2 Ağustos 2012 Perşembe

doğum sancısı.

      Yaklaşıyordu yaklaşmakta olan.. Hangi kitapta okuduğumu hatırlamıyorum ama şuan içinde bulunduğum ruh halinin güzel bir betimlemesi. Yeni bir sürece gireceğini hissediyorsun, vücudun kendini önceden hazırlıyor, bir şeyler olacak biliyorsun, bir sabırsızlıktır alıyor hani insanı. Rayına bir türlü girmemiş hayatın, daha yolun başında olmanın getirdiği karmaşa. 
    Her geçen gün daha çok "Ne olacaksa olsun!" dediğimi fark ettim. Artık düşünmek, karar vermek, iyisini kötüsünü karşılaştırmak istemiyorum. Kendimle ilgilenmek yeniden antrenmanlara başlamak, yarışlara gitmek, İngilizcemi ilerletmek ,bilgisayarımda bekleyen yığınla diziyi seyretmek, sevgilimle dondurma yemek tüm bunları yaparken kafamda bir sonraki gün, hafta, ay neyse hiç bir planlama yapmayayım istiyorum. Bir süre dursun, dinlensin beynim. Ben benle kalayım.. İşte böyle bir hal; doğum sancısına benzettiğim. Yeni başlangıçlar için gereklidir sancılar; ancak böyle kadrini kıymetini bilebiliyoruzdur belkide. Ama artık  ben düşünmeyeyim ne olacaksa olsun!


(Görseller Google görsel araması sonucu elde edilerek yayınlanmıştır.)