14 Mayıs 2012 Pazartesi

Kendini sar, kendinle yürü ve kendini söyle!

      Bir gün çocuğum olursa ilk öğreteceğim şey kendi yaralarını kendisinin sarması olacak. Ne kadar istese de ne kadar değer verse de ne kadar üzülse de ne ailesi, ne dostları ne de sevgilisi saramayacak çünkü yaralarını.. Ne yaparsa kendisi yapacak, ne yaparsa kendine yapacak.. Ya sarıp yaralarını yürüyecek yolunda, tekrar yaralanacak, tekrar saracak, tekrar yürüyecek ve bu böyle sürüp gidecek. Ya da duracak, pes edecek ve yanından bir hayat geçecek..
    Kendi yaralarımı kendimin sarması gerektiğini çoktan öğrenmiştim ya bu güne kadar hiç yüksek sesle dile getirmemiştim. Bu gün kendime sürekli aynı şeyi tekrar ettim; "Bu da geçecek ve sen yürümeye devam edeceksin." Bu gün fark ettim ki bazen en değer verdiğimiz, en hazırlandığımız, en önemsediğimiz anlar en kötü anlarımıza dönüşebiliyor. Ben böyle olsun istememiştim, ben bu değildim diye kırık dökük sözlerle savunmaya çalışıyoruz kendimizi ama aslında bize susmak düşüyor. Susmak ve ne yaftalandıysa onu kabullenmek. Susmak hep susmak. Konuşacak güç kalmadığından mı, söylesen de anlatamayacağından ya da anlaşılamayacağından mı bilinmez ama susmak. Büyümek susmakla eş anlamlı sanki.. Büyüdükçe uzuyor sessizliklerimiz, büyüdükçe daha çok hissetsek de büyüdükçe daha az söylüyoruz. Büyüdükçe korkular da büyüyor ya tıpkı hislerimiz gibi. O hisler altında kalmaktan korkup yüksek sesle dillendirmiyoruz. Büyüdükçe susuyoruz, manasız cümleler savuruyoruz boşluğa. Manayı kaçırdığımızdan değil ya öz çok değerli olduğundan susuyoruz.. 
  Susuyoruz ve sonra çok değerli olandan kaçmak daha fazla sorumluluk almamak için koşturuyoruz, hep koşturuyoruz. Vize peşinde, final peşinde, iş peşinde.. Hep bir şeylerin peşinde koşmaktan kendi peşi sıramızı unutuyoruz. Bizle yürüyenler, bize destek olanlar, bizle sevinenler, bizle üzülenler. En çokta bizi, kendimizi unutuyoruz, heyecanlarımızı, ruhumuzu. Biz hep unutuyor, hep kaçıyoruz, hep yaralanıyor ve her yara alışımızda daha çok susuyor daha çok teselli arıyoruz. Oysa ne teselli aramalı ne sessizliğe gömülmeli ne de koşturmalı. Kendini sar, kendinle yürü ve kendini söyle, işte bu kadar basit!