9 Nisan 2012 Pazartesi

...Nihade.

    Bazen ruhumuzun varlığını tam anlamıyla hissetmemizi sağlayan bir kitap geçer elimize, bitecek diye korkarız. Bugün böyle bir kitaba başladım. Henüz elli sayfa bile olmadı ama yazarın pek çok kitabında olduğu gibi yine kendimden geçtim. Üsküdar'dan Kabataş'a kısacık motor yolculuğum uzadı, boğaz genişledi de genişledi. Kelimeler, cümleler önce alıp götürdü beni sonra yine bana getirdi. Bir süre yanımda Mansur ve Nihade ile yürüdüm; içimden Nihade diye fısıldayıp durdum. Elimde kalemim altını çize çize okuduğum cümleler; içinde yüzlerce sesi barındıran aslında sessizliğini  koruyan. Ve yanı başımda Nihade.. Onun sessizliği, onun derinliği, onun karanlığı, onun kendisine efendi oluşu. Onun üzerinden pek çok şey anlatan ve isimle ateş arasında geçen hikaye. Her kelime, her harfle, her isim ve her ateşle ruhumun varlığını daha çok hissedişim. Bir yandan da onu kaybedişimi hatırlayışım. Okul,iş,İstanbul. Kısacası koş koş koş koş! İçine kapanan, bir yere oturup bu koşturmacayı izleyen ruhum kendine arkadaş olarak bu kitabı ve Nihade'yi arıyormuş sanki. Duyguları daha keskin hissetmem için bu gerekiyormuş. Öfkelerim, acılarım, sevinçlerim, heyecanlarım eskisi gibi yoğun değil artık. Nedenini bilmiyorum ama ruhumun varlığını unutmuşum sanki. Bir kitap gerekmiş bana, her şeyi hatırlamam için. Acı da olsa tekrar hissetmek güzel dedirtmek için. Nihade için..


(Görsel Google görseller araması sonucu elde edilerek yayınlanmıştır.)