14 Mart 2012 Çarşamba

Uzak dur; cıs!

         
(Annemin azarlaması sonucu yazıldığından öfke içerir. Bu nedenle beni yumuşatması için konuyla ilgili en sevdiğim, mükemmel ötesi diye tanımladığım videoyla başlıyorum. )

      Son zamanlara kendimle gurur duyuyorum diye birazda enaniyetle ortalıkta dolaşırken dün sabah annemin şevkat tokatıyla ne oluğumu şaşırdım diyebilirim. Yine bilindik şekilde düzenim yıkıldı kaosa gömüldüm ve yine düzen arayışına girdim. Pek çok memur çocuğunun yaşadıklarına ek olarak pek çok kız çocuğunun yaşadıklarını katıp üstüne de geleneksel toplumumuzdaki çocuklarımızın üstüne titremeyi eklersek annemin şevkat tokatının nedenini açıklayabiliriz. İçinde çocuğunu koruma, iyiliğini isteme iç güdüsü olsa da tüm bunların karışımı, çocuğun girişimci ruhunu öldüren bir durum  ortaya çıkarıyor. NE GEREK VARlar, hayatını kurtarman gerekler, dağlarda tepelerde işin ne, onları arta kalan vakitlerinde yaplar arka arkaya sıralanıyor. İkisini birlikte götürebileceğin ve hayallerine koşabileceğin, yolda olmaktan ve mücadele etmekten mutlu olabileceğin gerçeğini kabullenmek ise suyun altında yaşamaya inanmak kadar zor geliyor. Kendini, geleceğini, ilerideki çocuklarını (doğup doğmayacağı bile belli olmasa da) düşünmek zorundasın. Orta yaş hallerinde ve ilerisinde rahat et diye söylüyorlar. Peki kaçırdığın şanslar, fırsatlar, hayaller? Ya da hayallerine giden yolda yürürken gerçeklikle kol kola olmak çok mu imkansız? Bu kadar mı pembe gözlükler? Sorular sorular sorular.. Yine nerede olduğumu bilememe hali. Her şey belliydi, her şey güzeldi ve normaldi  benim açımdan ve sürekli şükrediyordum. Ancak şuanda elimde; çok yönlülük demekte ısrar etsem de eklemek istediğin her şeyi başka bir çılgınlık, delilik ve maymun iştahlılık olarak değerlendiren büyük bir kesim, yıllarca memur hayatı yaşamanın getirdiği korkular ve garanticilik, ebeveyn olmanın kırılganlığı, omuzlara çöken sorumluluklarında etkisiyle bu kesime hak veren ailem.İki tarafın amacı da birbirinin iyiliği ve birbirinin isteklerine cevap vermek ama nedense iki tarafta birbirlerinin mutlu olduğu şeyi yapmalarını kabullenmekte zorlanıyor. Hele bir de kız başına dağlara gidiyor, yarışlar gözetiyor bunun üstüne dalmak, uçmak gibi yığınla şeyi hayal etmeye de devam ediyorsan toplumun büyük kesimi sesini yükseltiyor: Uzak dur hayallerinden, cıs! Bu açıdan şanslısın aslında en azından ailen gurur duymasa da elinden geldiğince kabulleniyor ve önüne taşlar koymuyor. Ama içi rahat değil, toplumun o büyük kesiminin içinin de rahat olmadığı gibi.. Öyle ki geçenlerde uluslararası filmlerde içeren Dağ Filmleri Festivalinde dahi, yerli yabancı fark etmez filmlerde alttan alta kız başına diyor. O filmlerde bile kız, bir başına köşeden seyrediyor, kameraya gülümsüyor ama ön planda değil. Bu nedenle kız başına hatta bazen oğlan başına bile olabilir hayallerinin peşinden koşmaktansa en iyi okulları kazansan, en iyi kariyer planlamalarını yapsan, en çok parayı kazansan, en iyi evlerde otursan çok daha iyi olur SENİN iyiliğin için.. Yeteri kadarını yapıp, bana bu da yeter diyerek ruhuna koşmaya kalksan, yollara vursan kendini, dağlara çıksan, dalsan hayır olmaz, cıs! Daha çok çalışıp daha yeni televizyonlar, daha yeni bilgisayarlar, daha yeni telefonlar almalısın hiçbir özelliğini kullanmasan bile. Hayatının kalitesi ve standartı bugünlerde böyle ölçülüyor çünkü. Hobileri geri kalan vakitlerde zamanını doldurmak için yaparsın, tabi zamanın kalırsa! Ve hobileri bile popülerliğe göre seçen kesim ile bunlardan kaçan kendini kariyere odaklayan kesim arasında senin gibi maymun iştahlılar sıkışıp kalıyor.. Ağır ağır acele ederek çoğalan kendin gibi maymun iştahlılarla bir arada olmadıkça bir türlü kabul göremediğin ve kendini yabancı hissettiğin, bir nevi su altında yaşamaya çalıştığın bir dünyadasın. Dağlara çıkman yasak ve delilik, kız başına arabalarla ilgilenmen, yağmur çamur sıcak soğuk etaplara falan gitmen, aman Tanrım ne yapıyor bu?! Ne gerek var?! Dizini kır çeyiz hazırla dönemini geçmiş olsakta hala bir korku var adrenaline karşı, uçsuz hayallere karşı, ruhunu bulmaya karşı. Sana benzediğini düşünen birisine bile tutup yahu ben slackline da denemeye karar verdim dediğinde (perlonun üzerinde yürümek, çeşitli türleri var araştırma halindeyim) YAPAMAZSIN Kİ! ile karşılaşmak.. Sorun da burada değil mi? Amaç yapmak değil ,amaç denemek, denerken zevk almak, kendini bulmaya çalışmak, mücadele, hepsinden önce yolda olmak.. Kariyer peşinde anı kaybetmektense kendini bulmak için hayal peşinde koşmak.. Evet, ne kadar isyan ederek de olsa kabul etmem gerekiyor ki yaşamak, yaşamak için para kazanmak ve belli bir standarta ulaşmak zorundayım. Benim tepkim bunu savunanlara değil, bundan daha fazlasını arayanlara.. Bir yerden sonra bana yeter; artık kendime döneyim, kendi yolculuğuma çıkayım diyemeyenlere.. Hayat yanından akıp giderken, ofislere, dairelere, masalarına kapananlara. Uçsuz bucaksız beynini ve hayallerini prangalara vuranlara. BEN YAPAMAMlara, DENEMEYENLERE! Bundan yaklaşık 2 ay sonra mezun olacağım ve tek dileğim yol ayrımına geldiğimde gerçek dünya ile hayallerime giden yolun bir şekilde yan yana gitmesini sağlamak, toplumun o büyük kesiminden biri olup çıkmamak. Bildiğim başka yol yok çünkü, ruhumu başka türlü hissedemiyorum, başka türlü özgür olamıyorum.. Böyle dediğime bakmayın tüm hayallerim konusunda daha yolun başındayım çok şeyler başarmış birisi değilim belki ama en azından yola çıktım, yoldayım. Galeyana gelmiş anımda bir miktarda öfkeyle yazılmış karman çorman bir yazı oldu. Amaç kendine yazıp kendi kaosunda düzeni bulmak zaten anlaşılmayacak olsa da en azından rahatladım. Hayallerinizi küçümsemeyin! Annemin şefkat tokatından çıkardığım sonuç budur, onun beklediği sonuç olmadı sanırım. Şimdi pembe gözlüklerimizi takıyor videoyu tekrar izliyoruz! :))












12 Mart 2012 Pazartesi

Karadelik / Kara Delik

  Kaos olmayınca düzende kalmıyor geriye.. Tarif edilemez boşluklara verdiğimiz isim gibi kaosun ve düzenin olmayışı: Karadelik. İçinden geçtiğinde ne olduğu bilinmeyen.. İşte böyle bir ruh hali benimki; boşluk, hiçlik, karadelikten geçmek; hatta geçmek değil orada asılı kalmak. Yaşadığın ama derinliklerini anlayamadığın pek çok şeyin bir anda kesilivermesi, durup dururken. İşe gitmek gibi doğal bir eylemi gerçekleştirmekken amacın bir anda kendini karadelikte bulmak. Geçebilsen; hiçlik de olsa bir yere ulaşacaksın belki ama orada asılı kalmak.. Ne olduğu bilinmeyen bir ülkede görüntüler gerçek mi yoksa hayal mi bilmeden. Sohbetler, eski arkadaşların yüzleri, onlara eklenen yeniler, tırmanılan kayalar, bitirilen faaliyetler, gözetilen yarışlar.. Hiçlikte ya da boşlukta, hayatın olağan akışında sevdiklerinle ve sevdiğin şeylerle, hepsinden önce hayallerinlesin! Gerçek şu ki kalpteki o kara delikte, muhabbetin olduğu yerdesin. Kendi karadeliğinde asılı kalmış halde, ne bir adım geri ne de bir adım ileri.. İleri ve geri kavramın yok çünkü, sağ sol hiç bir yön kalmamış geriye. İçinde yığınla yoğun duygu ama yöneltecek yerden yoksunsun. En çok korktuğun ifade edememekle yüzleşmek zorundasın, yine ifade edemedin ve hala ifade edemiyorsun. Çaresiz; karadelik benzetmesini yakıştırıyorsun sende. Binlerce kez kendini suçluyor, binlerce kez aklıyorsun. Sorular, sorgular,sorular,sorgular.. Elinde cevap yok, cevap istiyor musun o da belli değil. Aslında seviyorsun karadeliği, yönsüzlüğü, tarif edilemeyen boşluğu. Belki de budur o hep aradığın özgürlük hali! Vazgeç şikayetten, sormaktan, sorgulamaktan. Beynin dursun, sen dur ve teslim ol kalpteki kara deliğe, muhabbetin olduğu yere. Orada asılı kal,yönün olmasın, git sen de yolun gittiği yere..

(Görseller Google görsel araması sonucu elde edilerek yayınlanmıştır.)

10 Mart 2012 Cumartesi

Düşünerek ölmek!


     Tüm duyularını kaybedip kendinle kalmak.. Bunun ne kadar çekilmez bir his ve insanlığa verilebilecek en büyük ceza olduğunu anlatan güzel bir yapım Perfect Sense. Koku, tat, işitme ve görme.. Bunlara bağlı olarak işlevini kaybeden beyin fonksiyonları ve her şeye rağmen yaşamaya devam etmek. Tek bildiğimiz bu çünkü yaşamak! Hangi duyuyu kaybettiysen diğerleriyle ikame edersin, diğerlerine yüklenirsin. Kokuyu kaybettiğinde baharatlar çoğalır; tada yüklenirsin. Tat gittiğinde, sesler yükselir. Ses gittiğinde daha çok bakarsın. Her türlü yaşarsın, bildiğin tek şeyi yaparsın. Önce kaos olur, sonra düzeni sağlarsın. KAOSTA DÜZEN yine kendini gösterir.Peki ya beşinci duyuyu da kaybettiğinde ne olacak? Koklayamadığın, göremediğin, duyamadığın, tadamadığın ve hissedemediğin bir dünya. Muhtemelen bir süre sonra açlıktan öleceksin, peki ya ölüme kadar geçireceğin süre? Tamamen kendinle, beyninle, düşüncenle. Maskelerin ardına saklanamayacaksın, en çok korktukların, en çok utandıkların, en büyük pişmanlıkların bir bir yığılacak üzerine. DÜŞÜNEREK öleceksin, KENDİNLE öleceksin..

(Görseller Google görsel araması sonucu elde edilerek yayınlanmıştır.)






8 Mart 2012 Perşembe

Başlarken..

Bir ben eksiktim şimdi tamam olduk!
İçimdeki kaos büyüdükçe düzen arayışım artıyor. Kendimi yine kelimeler sıralarken buluyorum. Farklı olan; tekrar okuyacak ve paylaşacak cesareti de yanımda getirmiş olmam.  Rahatlamak, boşalmaktan ziyade  ne olduğumu, nerede olduğumu ve nereye gitmekte olduğumu görebilmek için yazıyorum bu kez. Kaosumda düzeni bulmak için arşivlenmiş ve toparlanmış; muhtemelen o karmaşayı anlatan, konuları birbirinden apayrı yığınla yazı olacak..Hatta kendi içinde bile tutarlılığı sağlayamamış, yarım kalmış.. Kimi zaman uzadıkça uzamış, karmaşıklaşmış cümlelerden oluşan yazılar, bir yerden sonra yansıttığı karmaşanın anatomisinin çıkarmaya yardımcı olmaları umuduyla yazılacaklar. Bu bir kendini bulma arayışı klasik ifadeyle ama ben kaosumdaki düzeni bulmak olarak nitelendiriyorum. İçimde oradan oraya koşan, bir onu bir bunu isteyen ve hepsini yarım bırakan haylaz bir çocuk. Bir o kadar da şımarık gördüğü her şeyi yapmak isteyen, hayal eden. Ulaşabildiğim hayaller ve ulaşmak istediklerim.. Tüm kaos burada aslında. Ve bu kaosta düzeni bulmama neden olan da yine o hayalleri gerçekleştirme yolculuğu. Yani asıl olan yolculuk.. Ne sonuna kadar okumaya tahammül eden kendini bulsun diye yazılacaklar ne de birilerine yol gösterme çabası. Sadece yolda gördüklerini anlatma arzusu, gevezelik! Belki de  sadece neymiş şu blog, bir ben eksiğim, ben de olayım, popüler kültüre uyayım çabasıdır da itiraf edemiyorumdur kim bilir?